29 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir nevi günlük, sıkıcı yani.


Dün eve geldiğimde azıcık şarap içmiş, umutlu ve birazcık da hüzünlüydüm. Dünya benden ibaretti ve benim dışımda her şey gibiydi. Hem çok dışarıda kalıp kaçırdığım şeyler var gibiydi hem de dünyanın en büyük kaybı ben ve benim kaçırdığım şeylerdi. Gibi.
Upuzun anlamsız cümleler kurup duruyordum içimden. Sonra buraya bir şeyler yazdım. Şimdi geri dönüp okumaya utanıyorum. Sanki ayıp bir şeyler yazdım, söylememem gereken şeyler söyledim.
Bazı şeyler için utanıyor olmak, kendime duyduğum güvenle alakalı tabi. Yoksa utanılacak ne var ki?
Sonra, üst komşumun taşındığından beri devam eden “üst katta halay çekme” eylemlerine dayanamayıp polisi aradım. Yarım kaldı bütün o yoğunluk.
Sabaha kadar karakolda kaldıktan ve üst komşumun 4-5 kere hapse girmiş, genel olarak da yüz kızartıcı suçlar işlemiş biri olduğunu öğrendikten sonra, rahatsız olan biri olarak ve artık güvende de hissetmeyerek, eve dönemedim. O an en çok istediğim şey evimde yalnız kalmaktı. Kalamadım.
Duş alamadım, üstümü değiştiremedim.
O yoğunluk üstüne biriken aksamış sorumluluklar bende çok büyük ağırlıklar ve çok karanlık düşüncelere yol açtı.
Sabah bu halde gidip bir arkadaşımın işini hallettim. Sonra onun ofisinde takıldım bir süre. Bir süre iyiydi aslında. O süreçte yapmam gereken başka sorumluluklar oluştu. Hiç azalmadı üstümdeki ağırlık.
Hallettikçe hafifleyen ağırlıklar bunlar sonuçta. Ama bugün, bir koca gün boyunca, halledilmeyen her bir saniyede kendilerini hatırlattılar.
Bir ara yüzümü masaya yapıştırdığımı fark ettim.
Burada varmaya çalıştığım bir nokta yok her zamanki gibi. Her şeyden biraz bildiğimi hissediyorum. Bir şeyi iyi bilmenin gücünü düşününce, güçsüz hissetmem normal. Neyi iyi biliyorum acaba? Ya da ne zaman iyi bilmiş oluyorum? En çok ben bildiğim zaman mı o konuda?
Bazı hukuki gözlemlerim de oldu karakolda. Ama yazamıyorum. O kadar çok anlattım ki, o kadar kalabalık ki etrafım, kalabalıklara bırakıyorum yazılacak her şeyi.
Hep aynı şeyleri söylüyor olsaydım ya da daha doğru bir ifade ile hep aynı şeyleri söyleyebiliyor olsaydım, yazabilirdim de bunları. Bana sıkıntılar hep yazma gücü, yazdıklarım da düşündüğümü bile fark etmediğim şeyleri ifade etme gücü veriyordu. Tekrarı engelleyen şey, acıdan besleniyordu.
Tam anlamıyla bir acı yok demek ki. Tekrar var burada. Çünkü, upuzun anlamsız cümleler kurup duruyordum içimden. Sonra buraya bir şeyler yazdım. Şimdi geri dönüp okumaya utanıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder